29 Nisan 2011 Cuma

Mutluluk,,, :D


Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına
inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir
çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha
olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız
kendimizi.

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar,
onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız.
Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla
uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize,
çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu
olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile
çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük
olacağını söyleriz. Gerçek ise şu andan daha iyi bir
zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman?...
Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En
iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya
karar vermektir.

En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza' ya aittir.
Der ki; "Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek
hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım.
Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle
erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet
edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat
başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim
hayatımdı."

Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını
gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her
anın kiymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi
harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona
daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse
için beklemez. Öyleyse; Okulu bitirene kadar, 100
milyar kazanana kadar, Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar, Işe başlayana
kadar, Evlenene kadar, Cuma gecesine kadar, pazar
sabahına kadar, Yeni bir araba, ya da ev alana
kadar, Borçlari ödeyene kadar, Ilkbahara kadar, Yaza
kadar, Sonbahara kadar, Kışa kadar, Maaş gününe
kadar, Şarkınız söylenene kadar, Emekli olana kadar,
Ölene kadar.....

MUTLU OLMAK IÇIN IÇINDE BULUNDUĞUNUZ 'AN' DAN DAHA IYI BIR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK IÇIN BEKLEMEKTEN VAZGEÇIN. MUTLULUK BIR VARIŞ DEĞIL, BIR YOLCULUKTUR. "PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU INSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR,
BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OYSA MUTLULUK INSANIN BOYU HIZASINDADIR."
Unutmayın "YARIN KIMSEYE VAAD EDiLMEMIŞTIR."

Murathan Mungan

HANGİ PADİŞAH NEREDE YATIYOR...


1. Osman Gazi (I. Osman): Bursa’da Çekirge semtinde kendi adını taşıyan türbesinde yatıyor...

2- Orhan Gazi: Aynı yerde, babasının yanıbaşında kendine ait türbesinde ebediyeti uyuyor...

3- Sultan I. Murad (Hüdavendigar): Bursa, Çekirge’de kendine ait üstü açık türbesinde kıyameti bekliyor…

4- Sultan I. Bayezid (Yıldırım)): Bursa’da Bayezit Hân Türbesi’nde yatıyor...

5- Sultan I. Mehmed (Çelebi): Bursa Yeşil Türbe’de yatıyor...

6- Sultan II. Murad: Bursa, Muradiye semtinde yatıyor...

7- Sultan II. Mehmed (Fatih): Fatih’te, Fatih Camii bahçesindeki türbesinde yatıyor...

8- Sultan II. Bayezid (Veli): Bayezıtta Bayezit Camii bahçesindeki türbesinde yatıyor...

9- Sultan I. Selim (Yavuz): Yavuz Selim Camii bahçesindeki türbesinde yatıyor...

10- Sultan I. Süleyman (Kanuni): Süleymaniye Camii bahçesindeki türbesinde yatıyor...

11- II. Selim (Sarı): Ayasofya Camii ön bahçesindeki türbesinde.

12- Sultan III. Murad: Ayasofya Camii ön bahçesindeki türbesinde yatıyor…

13- Sultan III. Mehmed: Ayasofya Camii bahçesindeki türbesinde yatıyor...

14- Sultan I. Ahmed: Sultanahmet Camii yanındaki türbesinde yatıyor...

15- Sultan I. Mustafa: Ayasofya Camii önündeki türbesinde yatıyor...

16- II. Osman (Genç): Sultanahmet Camii yanındaki türbesinde yatıyor…

17- Sultan IV. Murad: Sultanahmet Camii yanındaki türbesinde yatıyor…

18- Sultan İbrâhim (Bazı tarihçilere göre “deli”): Ayasofya Camii bitişiğindeki türbesinde yatıyor…

19- Sultan IV. Mehmed (Avcı): Yeni Camii arkasında Turhan Valide Sultân Türbesinde yatıyor…

20- Sultan II. Süleyman: Süleymaniye Camii bahçesindeki Kanunî Türbesi’nde yatıyor…

21- Sultan II. Ahmed: Süleymaniye Camii bahçesindeki Kanuni Türbesi’nde yatıyor…

22- Sultan II. Mustafa: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi’nde yatıyor…

23- Sultan III. Ahmed: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi’nde yatıyor…

24- Sultan I. Mahmud: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi’nde yatıyor…

25- Sultan III. Osman: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi’nde yatıyor…

26- Sultan III. Mustafa: Lâleli Camii önündeki türbesinde yatıyor…

27- I. Abdülhamid: Bahçekapı’da Hamidiye Türbesi’nde yatıyor…

28- Sultan III. Selim: Lâleli Camii önündeki türbesinde yatıyor…

29- Sultan IV. Mustafa: Bahçekapı’da Hamidiye Türbesi’nde yatıyor…

30- Sultan II. Mahmud: Çemberlitaş’taki kendi türbesinde yatıyor…

31- Sultan I. Abdülmecid: Yavuz Selim Camii bahçesindeki türbesinde yatıyor…

32- Sultan I. Abdülaziz: Çemberllitaş’taki Sultan II. Mahmud Türbesi’nde yatıyor…

33- Sultan V. Murad: Yeni Camii arkasındaki Turhan Valide Sultan Türbesi’nde.

34- Sultan II. Abdülhamid: Çemberlitaş’ta Sultan II. Mahmud Türbesi’nde yatıyor…

35- Sultan Mehmed Reşad: Eyüp’te Sultan Reşad Türbesi’nde yatıyor…

36- Sultan Vahideddin: Şam’da Sultan Selim Camii kabristanında yatıyor…



Ayrı ayrı hepsine Allah rahmet eylesin.

Hatice Sultan'ın Pargalı 'ya Mektubu...


Ne güneşin aydınlığı, ne de gecelerimin parlayan yıldızları yardım etmiyor kanayan yüreğime. Kaç kez Ay hilal, kaç kez dolunay oldu yoksun. Bu mermer teras soğuk, karanlık, kimsesiz, sahibini bekliyor. Rüyalarımda keman sesini duyunca ağlayarak uyanıyorum. Sabah ezanına kadar dualar ediyorum Rabbime. Rabbim benim mehtabımın yıldızını koru, önündeki karanlığı kaldır ışığınla. Merhametinle yol göster seferde olanlara. Tez zamanda kavuşsunlar ardından ağlayanlara. İki gözüm sana emanet. Unutma beni.

(M. 318)


Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı
Bugün biraz daha derdimi çek!
Ancak bir şafak vakti kaldı
Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan,sanki
Gül ter içinde kaldı, ay da sıkıntı içinde...
Artık altınım gümüşüm kalmadı, bizden ne götürebilirsin?
Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı.
Gönlümü dava ettin ama, yolunda canımı da feda ettim.
Bundan daha büyük söz olur mu?
Üzerimizde bir hakkın kaldı.
Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek!
Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı!

25 Nisan 2011 Pazartesi

ufuk çizgisi,,,


...Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler


Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu


Geri dönüyordu, çoğalıyordu


Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun


Kalp ağrısı oluyordun,


Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,


Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk


Cesurduk.


Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller...

gitmek cesaret ister...


Gitmek cesaret ister ufaklık... Gideceğin yer neresi olursa olsun sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerin hiç bir anlamı kalmaz. Vedalaşmakta zor iştir ufaklık oturusun geminin kıçına bakarsın sevdiklerine gitttikce ufalırlar ufalırlar kaybolur gözden. O zaman anlarsın iste vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar. Yüz defa söyledim sana hüzünlü değilim "Mizacım" böyle.. Bak şarabımla beraberim cocuklugumda beri hayaller kuruyorum sarabımdan ayrılmadan hemde.. ben şarabımdan ayrılmıyorum oda bana bunca gidene ragmen hala hayal kurdutmaya devam ediyor.

1974...


Belki başka türlü olsaydık seninle... Başka bir takvimde karşılaşsaydık mesela... Başka bir iklimde açsaydık gözlerimizi birbirine... Başka bir masalda alsaydı dudaklarım bu emanet yangını dudaklarından... İkimizinde ismi aşk ihtimaliydi... Aşk ihtilaliydi... Oysa bu yetmiş dört İstanbul'unda sen ve ben yasaklanmış kitaplar gibi terk ediliyoruz tüm ihtimallerden. O ihtimallerin kökünü kurutmalı diyorum. Alın yazımızı birleştiren bütün parşömenler yakılmalı.Adımızın yanyana anıldığı o anlar... o anlar... darağcında sallandırılmalı... Hangi deniz, hangi gökyüzü, hangi martılar ve hangi İstanbul'sa bizi birbirimize getiren... Şimdi şimdi kurşuna dizilmeli..

mektup...


ben şimdi buyuk bir kentte seni düşünmekteyim, elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara, çıkıp gitmelerimiz,su içmelerimiz, öpüştüklerimiz...ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz,çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere o gülün yüzü gülmüyor sensiz,o köklensin diye suya koyduğun deve tabanı hepten hüzünlü bugunlerde, gür ve çoşkun bir gün ışığı dadanmış pencerede, masada tabaklar neşesiz, koridor ıssız, banyoda havlular yanlız, mutfak dersen derbedar ve pis memonun oyuncak sepeti uykularda mavi gece lambası hevessiz, kapı diyoki; açın beni,kapayın!... perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi,radio desen sessiz,tabure desen sandalyelerden çekniyo,küçük oda karanlık ve ıssız,hersey seni bekliyor..herşey gelmeni içeri girmeni,senin elinin değmesini,gözünün dokunmasınıve herşey tekrarlıyor. seni nice sevdiğimi...

1 Mart 2011 Salı

Tapınaktan Bir Yazıt


Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık, unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma.

İçten ol; telaşsız, kısa ve açık-seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Karşındakiler aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil, başkalarının da tadını çıkarmaya çalış.

İşinle, ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir işi seçersen hayatında bir an bile yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunluktaki bir kumsalda tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o çölün ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için, her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi, ahlâksız bir kazanç edinmeye tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı ise, ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras, dürüstlüktür.

Yılların akıp gitmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.

Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme... Evreni yargılamak olanaksız. Onun için, gerekli kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen bu dünya, yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.

[ Üç bin yıl öncesinden, bir Anadolu tapınağından günümüze kalan bir yazıt. Yazıttaki Xsentius adının bir filozofa mı, yoksa Fethiye - Kaş karayolu kenarındaki antik Likya kenti Ksantos'a mı ait olduğu, henüz öğrenilememiş. ]